Son zamanların en çok konuşulan online medya haberi gittigidiyor.com'un yaptırdığı viral filmi, nedense alternatif pazarlama yöntemlerine dair bir tepkiyi de gözler önüne serdi.




Yurtdışındaki reklam ajansları, uzun zamandan beri takip ettiğimiz gerilla ve viral çalışmalarıyla, internette dolaşan video ve fotoğraflarıyla bize sık sık "vaaay" dedirtmeyi başarıyorlar. Yeni nesil reklamcılığın sık sık başvurduğu gerilla ve viral yöntemler hem reklam vereni, hem tüketiciyi hem de reklam severleri mutlu ediyor. Maliyeti düşük, geniş kitlelere hızlı ve etkili ulaşan ayrıca yaratıcı işler kimi mutlu etmez ki?

Durum her ne kadar iki taraf için de mutluluk verici gibi görünse de gittigidiyor.com'un başarılı viral çalışması sonrasında pazarlama stratejilerinin en yaramaz, en zıpır, en yaratıcı çocuklarına karşı manasız bir sataşma başladı. Kimileri henüz viral pazarlamanın ne anlama geldiğini bilmeden "reklam filmleriyle" karşılaştırdı, kimileri bu işin de suyunun çıktığını iddia etti, kimileri etik bulmadı, sahtekarlık dedi, kimileri de başarısını sindiremeyip işe yaramadığını söyledi.

Nedendir bilinmez Türkiye'de yaşayan insanlar olarak yenilikler konusunda akıl almaz bir direncimiz var. Her şeyi kolaylıkla kabul edemiyoruz. 15 seneden fazla süredir kullanılan gerilla-viral pazarlama yöntemleri daha yeni yeni ülkemizde pazarı neşelendirirken kalkıp "her yer viral oldu" diye şikayet edebiliyoruz. 3-5 günde tahminen 10 milyon izleyiciyi elde edebilen bir iş için "yararlı mı zararlı mı" tartışması yaratabiliyoruz. Oysa ben gittigidiyor.com virali için tartışmaya açık tek noktanın İspanya'daki benzeri olduğunu düşünüyorum. Aslına bakarsanız konsept olarak benzer olsa da konu olarak birebir benzerlikler de bulamadım ben. Tamam, bir odada eski kız arkadaş amatör çekimle mesaj kaydediyor ama biri satıyor diğeri eski sevgilisine paket yapıyor. Birinin söylemek istediği "burada her şeyi satabilirsin" diğerininki "bazılarının istemediklerini bazıları isteyecektir". Ayrıca tesadüfe çok müsait bir konu da diyebiliriz.



Bunun dışında gelişen "terbiyesizlik, hakaret, suç unsuru, ahlaksızlık, dolandırıcılık" gibi ithamların nereden geldiği konusunda en ufak bir fikrim yok. Viralin en önemli hedeflerinden biri olan medyanın bu videoyu gerçekçi bulması bile sorun oldu bazıları için. Bilmeyenler için söylüyorum; bu videonun TV'de yer alması viralin başarısını göstermektedir.

İçeriği sevmemiş ya da sadece İspanyol orijinalinden esinlenildiğini düşünüyor olabilirsiniz. Ancak göz önünde bulundurulması gereken bir gerçek var ki o da belirlenen hedefe ulaşılıp ulaşılmadığıdır.

Tutulma from BG on Vimeo.


Son zamanlarda ne çok bahsettik sansürden. Yaşadığı çağdaş topluma engellemeyi, yasakları yakıştıramayan pek çok topluluk ve münferit girişimci sansüre karşı tepkilerini gösterebilmek adına çok ter döküp emek verdiler. Son havadis ise artık bu güdülmeye karşı olmayan büyük bir sürü içinde yaşadığımızı gözler önüne seriyor.

Baran Gündüzalp'ın "Tutulma" adlı yüksek sesli direnişi her ne kadar sansüre karşı olsa da sansürlendi. Facebook'ta yayınlanan video ne yazık ki gidişattan memnun kesim tarafından şikayet edilmiş olacak ki kısa sürede siteden kaldırıldı.

Peki biz neler yapabiliyoruz? Modern toplumların yapısı gereği sahip olmamız gereken haklar elimizden alındığında yaptırım uygulatabilecek kadar güçlü müyüz? Ne yazık ki bu olay sansürden çok daha vahim sorunların da habercisidir bana göre. Azınlık olmak! Az olmak!

Ama her zaman söylediğim gibi; azınlık demek sesi az çıkan grup demek değildir. Birlikte olmak, kırılmamak en büyük direnç olacaktır.

Teşekkürler Baran Gündüzalp ve ekibine.


Bir insan ne kadar uzaklaşabilir ki insanlıktan? Hastalık bahanesi nereye kadar geçerli olabilir bazı olmaz olasıca şeyleri telafi etmede?

Dünyanın her yerinde onbinlerce çocuk belki de hayatları boyunca asla unutamayacakları çirkin şeylerle karşı karşıya geliyor. Global dejenerasyonun etkilerinden biri midir bilinmez ama ahlaki açıdan çok iyi yerlere gittiğimiz söylenemez. Tüm dünyada bir çivisi çıkmışlık hali mevcut bunu gözardı etmemiz olanaksız. Belki de iletişim teknolojileri geliştikçe insanların bedenleri birbirinden daha da uzaklaşıyor. Artık sayısal ortamlarda bağlantı kuran insanlar ruhlarını ve kimliklerini istedikleri gibi yöneterek olmadıkları kişiliklere bürünebiliyor. Peki ama o kirli, pis elleriyle körpecik bedenlere uzanan hasta yaratıklar neyin eseri? Kimler nasıl var ediyor onları? Kimler bir sektör haline getirdi çocukların cinsel istismarını?

Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de derin izler bırakan bir yaradır çocuk istismarı. Hatta o kadar göz önünde yaşanan örneklerine şahit olduk ki, daha geçtiğimiz aylarda yaşanan ve körpecik bir beden üstünden oynanan iğrenç siyasete hepimiz lanet okuduk. Nefret ettik pis suratıyla "dininin" arkasına geçip kirli ellerini ovuşturanlardan.

En az buna zemin hazırlayanlar kadar suçlu olduğumuzu düşünüyorum. Sadece bu konuda değil, tepki göstermeden, sesimizi duyurmaya çalışmadan, oturduğumuz yerden kınadığımız her konuda suçlu hissediyorum kendimi. O yüzden elimizden geldiğince çok kişi olup "bir şeyler yapılmalı" diyorum.


Beni Koruyun da işte bu "bir şeyler yapılmalı" diyenlerin oluşturduğu önemli bir girişim. Sitede çocuk istismarıyla ilgili bilmek isteyeceğiniz, çocuk psikolojisi ve yetişkinler için hazırlanmış yararlı bilgiler mevcut.

Doç. Dr. Ayten Erdoğan, Meral Günenç ve Alev Durmuşoğlu yönetimindeki benikoruyun.com sizin dedesteklerinizi bekliyor. Bu çirkinliği tamamen durdurmak mümkün olmayabilir ancak unutmayın, böylesine mide bulandırıcı bir gerçeğin bu boyutlarda olduğunu bilmeyen, bilse bile görmek istemeyen pek çok insan var.