Adel Kalemcilik'in Anadolu Grubu ile ortak Alman kalem markası Faber Castell'in son zamanlardaki reklamları dikkatimi çekiyor. 1969 yılından bu yana Türkiye'de kalem denilince akla gelen ilk isimlerden biri oldu her zaman Adel.


Bu güzel tanımı hak edebilmek için 40 yıldır birbirinden güzel çalışmalar ve pazar liderine yakışacak aktiviteler düzenleyen Faber Castell'in yeni sezon kapsamında uygun gördüğü reklam çalışmalarında bu inceliği görmek maalesef mümkün değil.

Okulların açılmasıyla kırtasiye markalarının yoğun frekansına şahit oluyoruz. Özellikle hedef kitle tanımları içerisinde eğitim çağındaki çocukların bulunduğu markaların bu reklam çalışmalarında çok daha dikkatli olmaları gerektiğine inanıyorum. Mesela Faber Castell eğitim çağındaki çocukları hedef alan yeni reklam cingıllarında o yaş grubu çocuklar arasında pek revaçta olan rap müzik kültürünü kullanmış. Fevkalade güzel bir strateji. Kutlarım kendilerini. Lakin cingılın sözleri bir felaket. Tam olarak sözlerini veremiyor olsam da cingıldaki sözlerin "sakın kalemini paylaşma, birisine ödünç vermeyi düşünme bile, o kalemi kaybedersen bil ki gitti o kalem" minvalinde olduğunu söyleyebilirim. Tamamen iyi niyetle yazılmış sözler olduğuna adım gibi eminim ancak hedef kitle göz önünde bulundurulunca tam da karakterlerinin, vasıflarının, insani temellerinin oturduğu bir dönemde, çocukların paylaşmayı, yardımlaşmayı, vermeyi öğrenmeleri gerekirken birebir bu tarz söylemlerle karşılaşması iyi bir eğitim desteği olamaz diye düşünüyorum.

Ciddi bir Guitar Hero (GH) fanatiği olarak serinin 5. CD'sini çıkar çıkmaz aldım. Açıkcası Guitar Hero Metallica'nın yarattığı hayal kırıklığını daha ilk parçasıyla sildi süpürdü. Oyundaki parçalar özenle seçilmiş. Hepsi birbirinden güzel 83 sanatçıdan 85 adet parçayı grubunuzla birlikte çalabiliyorsunuz. Bu haliyle piyasada zaten bir fenomen olarak dolaşan GH ve türevleri diğer oyunların pazar paylarında ciddi bir azalmaya sebep oldu. Sadece oyun değil, oyunun aksesuarları da piyasada inanılmaz bir talep yarattı. Hatta farklı ekipman ve kullanıcı tanımlı gadget'lar ile oyun üstünde deneyler bile yapılıyor. Bu durumda diğer oyun firmalarının rekabet parkuruna girebilmeleri çok zor bir hal alıyor.



Yine her GH serisinde olduğu gibi arayüz tamamen değişik. Bu defa çok keyifli. Ek özellikler ile oyuna sonradan kendi enstrümanınızla dahil olabiliyorsunuz. Ayrıca her enstrüman için farklı görevler veriliyor ve karşılığında bir bonus kazanıyorsunuz.

Oyun zevkli zevkli olmasına da dünyayı bu kadar peşinden koşturan bir oyunun satış stratejisi, pazarlaması, gidişatı nasıl? Bir başka yazımda Guitar Hero'nun en baştan bugüne küçük bir analizini yazmayı planlıyorum. Ama o yazıya kadar şu aşağıdaki güzel viral video ile bir başlangıç yapabiliriz:

Haklı gururumuz Turkcell, bir holding olarak ülkemizi yurtdışındaki pazarlarda başarıyla temsil ediyor. Erken gelerek kaptığı yerin avantajını da kullanan Turkcell, iç piyasada pazar payının "aslan parçası" olarak pozisyonunu muhafaza ediyor. Bir başka büyük, hatta dünya devi şirket Vodafone ile aynı pazarda bulunup ezici bir üstünlüğe sahip olabilmek gayret gerektiren bir pazarlama ve satış stratejisi bütünlüğüne dayanıyor. Hatta "know-how" gücüne çok güvenen Vodafone'un Turkcell'e yıllardır yaklaşamamış olması bile bunun Turkcell tarafından çok iyi uygulandığını bizlere gösteriyor.



Ancak geçtiğimiz aylarda her Türk gibi Turkcell de 3G ile imtihana girdi. Ne yazık ki sonuç ortada. Tüm dünyanın yıllar önce sahip olduğu bu teknolojiyi, zaten pek çok konuda geriden gelmeyi tercih eden bir ülkede uygulamaya almak düşünüldüğü kadar kolay olmadı. Alt yapı yetersizliği mi dersiniz yoksa tecrübesizlik mi bilemiyorum ancak adı dev olan Turkcell bu işte sınıfta kaldı.

Peki yarım yamalak hizmet verip karşılığında parasını "fazlasıyla ve zamanında" almak bir markaya neler yapabilir. Özellikle arketiplerini güven teması üstünden yaratan markalar için tarifsiz yıkımlara sebep olabilir. Şimdilik Turkcell'in ülke içindeki yaygınlığı ve daha önce de belirttiğim gibi pazara erken girmenin (hatta yaratmanın) avantajlarını kullanmasıyla markayı cebimizden çıkarmıyoruz.

Elbette Turkcell sadece bir GSM operatörü değil. Hepimiz biliyoruz ki şirket olarak Turkcell sosyal sorumluluk projeleri ve çok faydalı yatırımlarıyla da değerli bir şirket. Değerli dediysem "hisse senedi" olarak da düşünüyorum. Bu değeri yükseltmek ya da en azından aynı seviyede tutmak, bir şirketin başlıca hedeflerinden biridir. Ancak bunlar beni ilgilendirmiyor. Çünkü Turkcell benim için öncelikle cep telefonumdaki sim karttır. İstediğim zaman, istediğim kişiye, istediğim yerden ulaşabilmek ve bunu yaparken kullandığım servisin hak ettiği kadar ödemektir. Sıkıştığım anda karşımda "eğitimli, bilgili, az paraya saatlerce çalıştırılarak sömürülmenin yorgunluğunu taşımayan, sabırlı ve istekli" destek birimleri ile müşteri odaklı iletişimin, CRM'in call center olmadığını anlamaya tenezzül edecek yöneticilerinin her an benim yanımda olmasıdır.

Haftalardır hatta aylardır düzgün şekilde yapılandırılamayan 2G, 3G ve 3,5G fazlarının arasındaki geçiş yüzünden kesilen konuşmalarımız, durmadan kopan 3G bağlantılarımız ve ne yazık ki vasıfsız destek hizmetiyle Turkcell büyüklüğüne yakışmayan bir "geçiş döneminde". Evet bir şirket için asla ama asla bahane olmaması gereken, profesyonellikle bağlantısı olmayan bir "dönemsel cinnet" geçiriyor.



Bunun en iyi örneklerinden biri de son dönem Turkcell reklamları. Bir türlü adam akıllı kullanamadığımız için sürekli "Merak Ettiğimiz" bir hizmetin birbirinden bağımsız ve stratejisiz reklamlarını seyrediyoruz. Epica'da kendi adıyla, Mobil Pazarlama Ödülü kategorisinin sponsoru olmuş bir markanın pazarlama anlayışı nedense birden bire değişti. 3G çıktıktan sonra dünya şekeri w+k ile çalışmaya başlayan operatör, kimsenin ilginç bulmadığı "3 antenli Cello" konseptiyle, Türk kitleye ait olmayan bir tarzla tanıtıma yüklendi. Bunun yanı sıra 3D teaser'lardaki yaratıklar Cello bile değildi. Hemen ardından güftesi besteye sonradan monte edilmiş jingle nasıl olur onu "gösterdi gösterdi" Turkcell. Veee... "Merak etmiyor musun?" ve o malum reklamlar! David Lynch çakması ambiyans elbette linç edildi. En sonunda sempati ile tanıtım yapmak yerine 3G'nin ne olduğunu neler yapılabileceğini (eğer düzgün çalışsaydı) gösterelim diyen Turkcell'in son durumu bu.