Her zaman sporun, iş dünyasının bir yansıması olduğuna inanmışımdır. Kişinin kendi gelişimini çok yönlü olarak ele alırken, fiziksel gelişimini de aynı paralellikte sürdürmesi her anlamda başarıyı hedeflediğinin bir göstergesidir benim için.
İş dünyasının tüm zorlukları ve hesaplamaları düzenli spor yapan biri için de aynen geçerlidir. Özellikle toplantılar esnasında spor yaptığı belli olan insanlara daha çok güvendiğimi farkettim. Pek doğal ki sadece üçgen vücutlu diye kimseyle körü körüne bir iş ortaklığına da girilmez. Ya da tombul diye kimsenin işleri hakkında peşin hükümde bulunulmaz. Ancak biliyorum ki aşağıda sıralayacağım sebeplerden ötürü iyi spor yapan insanlar işlerini de daha iyi yaparlar:
>> Öncelikle düzenli spor yapan insan, düzenlidir. Günü programlar, işlerini zamanında bitirir, antrenmanını zamanlar ve asla bu programdan şaşmaz.
>> Başarılı bir vücut gelişiminin aksatmadan takip edilmesi gereken uzun bir maraton olduğunu kabul eden insan, başarıya giden yolun da uzak ve sabır isteyen bir hedef olduğunu bilir. O yüzden sabırlı ve inatçıdır. Belirlediği hedeflere varana kadar yılmayan bir insan iş dünyasında aranılan bir özelliktir.
>> Her spor efor ister. Bu zorlu mücadeleye hazır olan insan iş dünyasında çıkabilecek güçlüklerle de omuz omuza mücadele vereceğini bilir... Dayanıklıdır, pes etmez.
>> En keyifli spor aktiviteleri takım oyunlarıdır. Futbol, basketbol, voleybol vb. gibi spor aktivitelerine sürekli devam eden insanlar iş hayatında da takım oyuncusu olmayı, lider olmayı, paylaşımcı ve yardımcı olmayı daha rahat çözümleyebilirler.
>> Spor aynı zamanda rekabetçidir. Bireysel sporlarda dahi insan kendisiyle yarıştığı için her zaman bir müsabık ruh içerisindedir. Bu yüzden iş dünyasında da hep gelişimci ve yarışmacıdır.
>> Her sportif aktivitenin bir de riski vardır. Koşarken düşmek, yüzerken kramp girmesi, ters bir hareketle bilek burkulması, ağır kaldırırken sakatlanmak gibi pek çok tehlike sporcuları her an yakalayabilir. Ancak bütün bunlar insana tedbirli olmayı öğretir. İş dünyasında da krizlere karşı tedbirli ve sonrasında da sakin ve bilgili olmanın önemi tartışılmaz.
>> Elbette spor yapan insanlar daha sağlıklı, mutlu, keyifli ve huzurlu olurlar. Mesleki stresten daha fazla uzaklaşmış ve kafa dinginliği sağlamış insanlar elbette daha yaratıcı olmaya müsaittir. Bunun yanı sıra pek çok sektörde çok önemli olan diğerleri üzerindeki karizma yine sportif bir vücut ile daha çabuk kurulabilir.
>> Bir de özellikle sektör reklam - pazarlama gibi kol gücüne ne zaman nerede ihtiyaç duyulacağı belli olmayan çılgın bir sektörse, spor yapanların tarafında yer almak herkes açısından sağlıklı bir karar olacaktır. :)
Dediğim gibi tüm bunların anlamı sporcu iş insanlarının diğerlerinden çok daha iyi olması değil. Ancak bir avantaj olduğu ortada değil mi?

Reklam, insana hükmeder. Etkilemek istediği kitleyi çeşitli yollarla himayesi altına alıp, çok yüzeysel anlamıyla ürünü kurbanlarının en yakın dostu, en büyük ihtiyacı olarak tanıtmayı hedefler.
Yeni nesil reklamcılıkta pek çok duygu ve düşünceye yer verilip metaforlardan (arketip) yararlanılırken, bundan yıllar yıllar önce, henüz her şeyin siyah-beyaz olduğu dönemlerde, “reklam” bilinçli olarak kendine başka bir misyon daha yüklemişti. Henüz icatların yeni yeni yer bulduğu, insan psikolojisinde keşiflerin yapıldığı, teknolojideki gelişmelerin şaşkınlık yarattığı, günümüz insanından çok daha naif bir hedef kitle tanımının yer aldığı o dönemlerde reklamlar çarpıcı, bilgilendirici ve de öğretici olmalıydı.

Daha önce hiç görmediği bir içecekle karşılaşan, şöminede dökme demir arasında tost yaparken mutfak robotu denen bir aletle tanışan, ilaç sektöründeki gelişmelerle kendilerini şifacıların sihirli dünyasında bulan, gördüğü her yeni şeyi denemeye hazır meraklı bir tüketici grubu karşınızda duruyorken işiniz çok zor olmayacaktır. Hele bir de dönem itibariyle reklamını yapacağınız ürünün, muhtemelen pazardaki ilk ve tek ürün olacağını düşünün!


Aslında 1940’lı yıllara gittiğimizde daha sonraki dönemlere ait reklam çalışmalarının nerelere dayandığını rahatlıkla görebiliriz. Özellikle komünist rejimin provokasyon ve bilgilendirme amacıyla yaratmış olduğu posterler, II. Dünya Savaşı sırasında hem ittifak hem de itilaf kuvvetlerine ilham verdi. Sadece poster olarak değil, provokatif filmler, radyo cıngılları, tanıtım broşürleri ve el ilanları gibi pek çok mecrada artık sadece verilmek istenen mesajın değil, nasıl verildiğinin de önemli olduğu fark edildi. Elbette komünizmin grafik sanatlarına etkisi günümüzde de devam etmekte.

Tam da o sıralar batı kültüründe, dünya savaşlarının baskısı altında çok bunaldıkları için olsa gerek, kadın-erkek ilişkileri konusunda bir patlama yaşandı. Uzun süre savaşan erkeklerin “kadın ihtiyaçları(!)” dönemi anlatan filmlerde bile sık sık kullanılmış bir temadır. Bu yaklaşımla reklam sektörü kendine yeni bir kapı açarak çalışmalarında kadın-erkek ilişkilerine ve cinselliğe yer vermeye başladı. Yani “sex sells” o zamanlar için de geçerliydi.

Genel bir bakışla 1950 – 1980 yılları arasında yayınlanmış olan ilan çalışmalarının çoğunda reklam etiğine rastlamak pek mümkün değildir. Haliyle pek çok ürünün yan etkileri, zararları ve içeriği henüz kestirilemediğinden reklamcılar için bu ürünün tanıtımını yapmakta hem vicdanen hem de kanunen bir sakınca görülmüyordu.





Gelişen teknoloji ve çağa ayak uyduran modern insanları ile 60’ların başından 70’lerin sonuna kadar reklam dünyası tam bir felaketti. Reklam ve pazarlama dünyasının yeni stratejileri bir yana dursun, o dönemlerin “erkek egemen” toplum görüntüsü, iş dünyasında erkeklerin hakimiyetiyle ortaya çıkan dengesiz ve absürt aile duruşu sektörü ilerletmek yerine geriye götürdü. Bir de üstüne o dönemlerde baş gösteren zapt edilemez libido yükselişi ile insanları etkileme sanatı birleşince, şimdi görenleri rahatsız eden pek çok çalışma çıktı ortaya.





1980’lerle birlikte sanattaki akımlar doğal olarak reklamları da etkilemeye başladı. Sürrealizm, Hi-Fi Art ve New Age gibi akımların sanatı yönlendirmesiyle birlikte reklamcılar da tasarımlarını ve satış stratejilerini bu yönde kullanmaya başladı.

Günümüzde herhangi bir dergiyi ya da gazeteyi açtığınızda, sokaklarda yürürken billboard’lara ya da raketlere baktığınızda ilginizi cezp edecek pek çok ilana rastlamak mümkün. İlan reklamcılığı iş dünyası, ekonomi, teknoloji, sosyoloji, psikoloji ve global dengeler gibi pek çok değişkenle birlikte sürekli güncellenen bir sanat kolu. Dünden bugüne insanları şaşırtmak için tasarlanan en eski toplu iletişim kanalı.


Bu yazı 10.10.2009 tarihinde Elma+Alt+Shift'te “Suratına üfle ve seni her yerde takip etsin” başlığı ile yayınlanmıştır.
Uzun zamandır yazmaya değer bir gerilla çalışması göremiyordum. Tam o sırada CNN'in yeni sloganı için düşündüğü eşsiz güzellikteki proje imdadıma yetişti.
CNN yeni sloganı "Go Beyond Borders" için Almanya'da deyim yerindeyse dört dörtlük bir çalışma sergilemiş. Çalışmada Berlin Duvarı'nın yıkılışının 20. yıldönümü anılırken tarihi araştırmalar ile yaşanan olaylardan bazıları sokaklara işlenmiş. Berlin sokaklarında duvarın geçtiği yerlere, üzerinde "Go Beyond Borders" sloganı yer alan CNN bantları yapıştırılmış. Yaklaşık 40 km. boyunca devam eden bantlar duvarı simgelerken kaldırımlara ve yollara işlenen olaylar hakkında da bilgi ediniyoruz.
5 gün süren çalışmada yapıştırılan bantlar, tam olarak duvarın bulunduğu noktalardan geçmekte. Hatta, günümüzde duvarın yıkılmasından sonra inşaa edilen binaların içinden geçirilmiş bantlar. Toplam 8 tarihi kaçış olayı anlatılmakta. Bu olayların hepsi kayıtlarda yer alan gerçek olaylar. Tanıtım imajlarındaki QR kodları kullanarak Google Map'ten hattı ve olayın gerçekleştiği noktayı görmeniz mümkün.
Aşağıda bu olaylardan 2 tanesi mevcut.
Yukarıda 1961 yılında Doğu Berlin tarafında devriye görevinde bulunan ve duvarın başlangıç noktasında yer alan Conrad Schumann isimli askerin Batı Berlin'e firarını görebiliyoruz. Aşağıda ise, bugün tam o noktada yer alan sokak çalışmasını.
Alttaki imajda ise 1962 yılında Batı Berlin'e, duvarın altından tünel kazarak kaçan Rudolf Müller'in hikayesi yer almakta. Ailesinden ayrı kalmayı kabullenmeyen Rudolf yardımlarla duvarın Doğu yakasından Batı yakasına uzanan bir tünel kazarak özgürlüğüne kavuşuyor. Ancak ne yazık ki kendisini durdurmaya çalışan bir devriyeyi de öldürmek zorunda kalıyor.
Burada ise Rudolf Müller, tam olarak aynı yerde yerin altından çıkarken betimlenmiş.
Burak Demiral
Gerilla Pazarlama artık bir strateji değil, reklamcılığın çağdaş halidir. Bu blog'da gerilla ve viral pazarlama ağırlıklı olarak reklam sektörünü yakından takip eden yazılar bulabilirsiniz.burak@friendfeed | burak@twitter
Blog Geçmişi
Blogaj Altındakiler
-
-
Taksitli Kredi Kartları hakkında2 hafta önce
-
-
DAT AI STUDIO7 ay önce
-
-
-
-
-
-